ahmet kutsi tecer-nerdesin

16/12/2007 · Kategori: Siirler

                           

 

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana Gel desin

kadir bilgin-ellerin

16/12/2007 · Kategori: Siirler

               

 

Ellerimden çıkmıyor ellerinin izi
Yalnızlık çalarken sirenlerini,
Sensiz duygular da anlamsız
Nasıl yığdın aramıza
Bunca dağı ovayı denizi
Ayaklarıma dolaşıyor gözyaşlarım
Özlem yine dizi dizi
Sular akmıyor
Sevişmeler yakmıyor tenimizi.

Ben hüzün avcısıyım bilirsin
Bu yakınmalar kendime
Sen üstüne alınma
Yalnız da çoğaltırım gizi
Gece beni çağırıyor bak
Şimdi dalarım cadde sokak
Yüreğimde gecikmiş boşluk
Ellerimde ellerinin izi
.

nevin kurular-artık sensizim

16/12/2007 · Kategori: Siirler

                          

 

GİDİYORSUN YA...
KARA BULUTLARI KATMIŞ ARDINA
ACILARI YÜKLENMİŞ SIRTINA
DÖRT NALA GELİYOR YANLIZLIĞIM.

GİDİYORSUN YA..
NEKADARDA MUTLU ÇARESİZLİKLER
YÜREĞİMİN GERGEFİNDEN
CIMBIZLARLA ÇEKİYOR
NAKIŞ NAKIŞ UMUTLARI

GİDİYORSUN YA...
RENKLERİNİ SİLİYOR TUVALİM
KARASI BANA GECELERİN
CEFASI BANA
ELDE KALAN TEK RESİM
GÖZLERİNİ SEYREDECEĞİM

GİDİYORSUN YA...
GİYOTİNE GİDİYOR PAYLAŞMALARIM
BUGÜNÜMDE, YARINLARIMDA GİDİYOR
GİDİYOR DÜŞMÜŞ PEŞİNE UMUTLARIM

GİDİYORSUN...
DALGALARINDA BOĞULDUĞUM DENİZİM
GİDİYORSUN...
BUNDAN BÖYLE ZAMANLARA SENSİZİM.

kendine iyi bak derler ve giderler :(

16/12/2007 · Kategori: Siirler

                    

Kendine iyi bak bir veda degil, elveda cümlesidir cogu zaman...
O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde.
Kendine iyi bak, çünkü bendan sonra ben yanında olmayaçağım,olmamı istesende istemesende..
Sevdim bir zamanlar seni hala seviyorum ve benden sonrada mutlu olmanı istiyorum.
Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.
Kendine iyi bak çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak,Ben olmayacağım.
Kendine iyi bak ve beni düşünme çünkü bende seni düşünmeyeceğim artık.
Arama sakın beni yazma çünkü ben yazmayacagım.
Sil beni yüreğinden çünkü ben silecegim.
Fakat yaşanılan,paylaşılan güzel şeylerin hatrına sana yürekten mutluluklar diliyorum.
Ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum....
Kendine iyi bak aramızda gecen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunubilmeyi tercih ederim.
Aslında bilmem çok önemli degil, iyi olduğunu var sayacağım.
Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum.
Seni kendinle başbaşa yapayalnız bırakıyorum.
Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra o yüzden bak diyorum...
Aslına bakarsan çokta fazla umursamıyorum.. Ahhh...
Kendine iyi bak derler ve giderler..
Tutukuyla sevenler bazen birden fazla söylerler bunu çünkü onları ayırmak eti tırnaktan ayırmak gibidir, kolay kolay kopamazlar onlar...
Sürec çok acı vericidir, yürek parcalayıcıdır.
Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine kendine iyi bak sözleriyle ayrılırlar.
Taaki umutta sevgide tükeninceye kadar,
Taaki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar.
Tutkunun ötesinde sevenler bir kez kendine iyi bak derler ve giderler...
Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler..
Kendine iyi bak derler ve giderler.
Bu sözlerin içinde ihanet yok hiç bir zaman olamaz derler ve giderler...
En büyük ihanet degilmidir aslında seveni,ihtiyacı olanı yüz üstü bırakıp gitmek.
Kendine iyi bak derler ve giderler...
Seni suskunluğa mahkum edip giderler.
Seni parcalara ayırıp en büyük parcayı yanlarına alıp giderler.
Seni senden alıp giderler.
Dha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.
Kendine iyi bak diyip gidenin gecerli bir nedeni vardır elbet, suclatmaz kendini...
Savaşmadıkları için kızarsın ama suclayamazsın.
Savaşmışlarsa yenildikleri için kızarsın yine suclayamazsın,
Ayrılın kacınılmazlığına inandırır seni.
Kendine iyi bak derler ve giderler...
Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler.
Bir tek anıları bırakırlar geride
Birde hatırladıkca gözyaşlarına bogulasın diye unutulmayan nameler.
Arkalarına bakmadan cekip giderler eger yalnız kalmışsan çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
Bitti diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Kırıldım ve affedemiyorum diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Seni istemiyorum artık, hayatımdan cıkaracagım ama bilki hiç unutmayacagım diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Biliyorum cok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Vijdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler.
Çünkü o kan uzun zaman akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır bilirler.
Kendine iyi bak bir noktadır coğu zaman kendine iyi bak deme bana.....
Sadece kötülükler noktalansın isterim ben, oysa sen iyisin.
Sen gözümdeki ışık, dudagımdaki tebessüm,
Sen içimdeki sevincsin,
Sen hayatımdaki neşesin,
Sen yolumu aydinlatan,
Sen dert ortagım,
Sen gönül yoldaşım, Sen bitanesin,
Kendine iyi bak deme bana nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler,
Keşke affedebilsen beni,
Keşke bende affedebilsem,
Keşke döndürebilsek zamanı geriye.
Nafile...
Ama yinede gitmesen olmazmı, bitmesek olmazmı?
Sen eksikken ben nasıl tam olurum,
Senden kalan boşlugu kimlerle doldururum?
Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı?
Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı?
Hani gercek dostluklar her sınavı gecerdi?
Hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?
Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardı?
Hani en büyük zaferler en kanlı savaşların ardından kazanılırdı?
Bunların hepsi yalanmı?
Sahiden gitmesen olmazmı?
Bitmesek olmazmı?
Peki ozaman senin istedigin gibi olsun...
Öyleyse sende KENDİNE İYİ BAK.........................

 

 

gerisi bi hoşçakal ıssızlığıdır artık

15/12/2007 · Kategori: Siirler

Bir iç çekiş,bir içgüdü manyetiğinde birbirini çeken tek kişilik iki dünya. Güneş yılının en acımasız çağında, yıldızları çalınmış, bomboş bir kainatta her anlamı yıldız yüklenen, her anına yıldız iliştirilen ve tüm içeriği; yaşanması zorunlu anıları betimleyen bir hızla birbirine yaklaşan tek kişilik iki dünya....
her şey dönüyordu
yörüngelerinin kesiştiği noktaya.......

En büyük aşkların harabelerinde ıslık çalınabilinen, her ilişkinin hep aynı karasularda yaşandığı ve hep aynı kıyılardan karaya vurduğu yüzyılda, gözlerde ve iç sığınaklarda nicedir zincirlerini kırmak için diş bileyen tüm maneviyatımız elbet bir isyan başlatacaktır. Yüzüyle yüzleşemeyen gözler tarihsel muhbirliğiyle altını çizecektir anlamı boşaltılmış duygu tasvirlerinin.
Çünkü;
Zaten paramparça olmuş yüreğimizin paslanmış yanlarından, yıllardan ve tarihimizden arta kalanları istiflediğimiz, zaman dediğimiz tünel, elbet boşaltacaktır içini günü geldiğinde ve yaşanmış anıları değil, yaşanmamış anıları arayacaktır benliğimiz......
Ve ben şimdi, bu yazının her satır başında arıyorum seni, bir kez daha kelimeler sesi, ses teni çağırıyor ve adressiz mektuplar veriliyor şehrin tüm postahanelerine.........

Geceydi....
Süngülerin düştüğü vakitti...
yağmur yangınlarının alevlendirdiği şaşkınlığımızı
ve yangınlara atmak istediğimiz yanlarımızı
soru işaretleriyle takas ettiğimiz vakitti
büyülerle kuşatılmış
iki kişilik törendi......
ve ben sunaklarına terk ediyordum gizlerimi,
aralanıyordu yüzümü karartan hüzün perdeleri...........

Kendi coğrafyasında kaybolan ütopyalar, kendi akıntısına kapılan akarsular, kendi gölgesinde üşüyen dağlar ve biyografisinin çevirisini yapamayan insanlar ,
incelen mürekkepleri ince gözyaşlarıyla beslenen günceler
zamanın talanını bekleyen,
kendimizi içimize kitleyen bizler....
alışkanlıkları; aşk, hataları; tecrübe diye açıklayan sözlüklerimizi
ağladığımız filmleri, okuduğumuz kitapları ve ortak olduğumuz yaşamları içimize sığdırmaya çalışırken benliğimizi iteleyen bizler
ve evlat edindiğimiz bir çocuk içimizde
çocukluğunu gizler..........

Kelimelerin; sesi, sesin; teni çağırdığı vakitti...
Geceydi.....
Sabaha nöbetçi kılmıştı bizi, dindiremediğimiz güdülerimizin gizlerinde saklanan, o kendini açıklayan ama korkutan, kendimizle bizi yeniden tanıştıran devrik cümleler senfonisi.....
Bir düşte gördüm
Değişecekti bestesi............


“ Artık en sevdiğim insanlarla bile beraber olmaktan mutlu değilim.....hiç kendini kalabalıklar arasında yapayalnız hissettiğin oldu mu?” diye sormuştun konuşmamızın en başında....
ve konuştukça biz, ben giderek kalabalıklaşıyordum çünkü seni de katıyordum içimdeki izdihama....
Yinelendikçe anlamı boşalan eylemler, bir türlü eyleme dönüşemeyen anlamlar med cezirlerinde
salınan yüreklerin, bir zaman sonra sığlığa vurması gibi, en derin uçurumların kıyısında gülebilen yüzlerin de elbet çözümlemeleri olduğunu ikimiz de biliyorduk ve çözülüyorduk birbirimize....
iki ömrü sekiz saate sığdırmaya çalışıyorduk
mutluyduk, telaşlıydık ve biraz da korkuyorduk
çünkü biliyorduk
aynı şiirin dizeleriydik, aynı romanın kahramanları
aynı bulutun yağmurlarıydık, yağıyorduk işte çölleşmiş yanlarımıza
kendi olmanın bedelini ödemeyi sevenlerden ve gülerken ağlayabilenlerdendik
8 saate sığdırabiliyorduk, tarihçilerin 8 çağa sığdıramayacaklarını
çünkü biliyorduk
aynı yerden kanayan iki yaraydık
ince bir kabuk bağlıyorduk.......

Kelimenin sesi, sesin teni çağırdığı vakitti
Bir ayindi....
Aşk değildi, serüven değildi, peki neydi?.... neydi birbirimizi kendimize ayna kılan
kelimeler senfonisi?...
şimdi yokluğunu açıklayabilecek, ciltlenmemiş nota defterlerinin dağınıklığında, hangi notayı çalabilir kalbimdeki telleri çoktandır kopuk keman? Hangi uyağa sığar ki yokluğun?.
Söylesene neydi birbirimize yazdığımız coşkulu kelimeler?...
ret edilmeye hazır, oyunsuz, kimsesiz, bir arka sokak çocuğunun günlüğü mü?
terk edenin sigarasını yakabildiği bir ayrılık mektubu?....
bilmiyorum.....
ama ben de direnirim... kirpiklerim direniyor ya.....
tek kişilik bir senfoni dinliyor şimdi
tek kişilik bir dünya......

Giderek büyüyen bir sızının beslediği ve benliğimizin; parmaklarımıza sızdırdığı kelimelere yüklüyorduk kişiliğimizi. Bir tespih gibi parmaklarımıza dolanıyordu yaşam boyu düştüğümüz pusulardan bizi kurtaracak güdüleri yüklenen kelimeler. Tek kişilik dünyalarımız kelimelerin çekiminde
sürükleniyordu birbirlerine
biliyor musun?.. mutluydum....
kainatan yeni yıldızlar çalmaya hazırlanıyordum.....

Ay ışığının gözlere temasında, gözlerin kirpikleri zorladığı anlarda kim yolunu bulabilir ki zamanın pusulasıyla?.... En köşeye sıkışmış halimizle, beş benzemezle blöf çekerken bize yaşam tarihimizi tekzip etmenin yollarını hangi tarih atlasları tarif edebilir? Ve kaç çağa sığar kanayan yerlerimize alışmamız?... Bizi bekleyen tesadüfleri, çocukluğumuzdan miras edindiğimiz saflığımızı kuşanarak, içeriğimizle örtüşmeyen aitlendirildiğimiz sosyalin ağır çatışmasına direnerek konuk etseydik, neler tekrar yazılırdı biyografimize?...

benim düşündüklerim bunlardı...
ay ışığı temasının güneş ışığıyla takasında
nasıl mutluydum ve bendim
kendimi bırakırken sunaklarında.....


En azından bir gün sonraya erteleyerek kelimelerin sese, sesin tene çağrısını, bir hoşça kal daha ziyan ettik ayrılık koleksiyonumuzdan....ve uyuduk...
Sanki iklimlerce süre gelen uykumuzdan yeni uyanmamış gibi
dağıldık
artık bizi tek başımıza kabullenemeyen yastıklara...
ve yalnızdık
alışamıyorduk bile rüyalara....

Uyandım... yoktun yanımda...
Hiç olmamıştın zaten.. sadece ummuştum.. ve şaşırmıştım sabah mahmurluğunun bile yenemediği
bu tanımsız arzuya.
Kahveyle nikotinin manşetleri eşliğinde, pazar bulmacalarının yalnız çözülme zorluğundan sıyrılıp
bekledim seni....
bir peri arzusuyla tutuşurken gözlerim, nikotin ve alkol kokuyordu daha 3 saat önce içimdekileri sana yetiştirebilmek çabasıyla titreyen parmaklarım..... nabzımı zorlayan saatlerin acısını, şimdi hangi kelimelerime yükleyebilecek kadar acımasız olabilirim ki?...ağır yüküyle batan geminin seyir defteriydi artık tüm yazdıklarımız. O batıktan tek kişi kurtulmuştu ve o ben değildim. Şimdi giderek derine gömülerek, her şeyi hüzünler senfonisine çeviren onca bekleme saatinden sonra oturmuş bunları yazıyorum sana.
Hayatıma bir şekilde girmiş kimseler ya da benim imgelediğim insanlar ve yaşamlar adına yazdığım onca metnin ömrüne bir de bizim sekiz saatimizi ekliyorum. Arka sokak otellerinin duvarlarına yazılan aşklara inandığım kadar sıkı inanıyorum şu an sana yazdıklarıma ama biliyorum, bir şeyler içgüdülerimi öldürüyor içimde
intihar eğilimli duygular bir bir bırakıyorlar kendilerini.
Ve kayboluyorlar umutların derinliğinde.....


yine de iki soruyla bir çağrı çıkartıyorum sana...
“ Mavi kuş ne renktir vurulduğunda? “
“ Kaç damla gözyaşının tuzunu tadabilir bir kadın
yaralı dudaklarında? “

Aramadın...
Yoktun...
hiç var olmuş muydun artık onu da bilmiyorum...
ben sana yazdım; yine gizli özneli ve yüklemi yanlış seçilmiş, imlası umuttan bu metni
şimdi anlatabilirsen kendine
sen anlat...
teğet geçti tek kişilik iki dünya
ve bomboş kaldı kainat..........

gerisi.....bir hoşça kal ıssızlığıdır artık......

 

 

 

(ALINTI)

« Önceki | Sonraki »