15/12/2007 · Kategori: Siirler
Bir iç çekiş,bir içgüdü manyetiğinde birbirini çeken tek kişilik iki dünya. Güneş yılının en acımasız çağında, yıldızları çalınmış, bomboş bir kainatta her anlamı yıldız yüklenen, her anına yıldız iliştirilen ve tüm içeriği; yaşanması zorunlu anıları betimleyen bir hızla birbirine yaklaşan tek kişilik iki dünya....
her şey dönüyordu
yörüngelerinin kesiştiği noktaya.......
En büyük aşkların harabelerinde ıslık çalınabilinen, her ilişkinin hep aynı karasularda yaşandığı ve hep aynı kıyılardan karaya vurduğu yüzyılda, gözlerde ve iç sığınaklarda nicedir zincirlerini kırmak için diş bileyen tüm maneviyatımız elbet bir isyan başlatacaktır. Yüzüyle yüzleşemeyen gözler tarihsel muhbirliğiyle altını çizecektir anlamı boşaltılmış duygu tasvirlerinin.
Çünkü;
Zaten paramparça olmuş yüreğimizin paslanmış yanlarından, yıllardan ve tarihimizden arta kalanları istiflediğimiz, zaman dediğimiz tünel, elbet boşaltacaktır içini günü geldiğinde ve yaşanmış anıları değil, yaşanmamış anıları arayacaktır benliğimiz......
Ve ben şimdi, bu yazının her satır başında arıyorum seni, bir kez daha kelimeler sesi, ses teni çağırıyor ve adressiz mektuplar veriliyor şehrin tüm postahanelerine.........
Geceydi....
Süngülerin düştüğü vakitti...
yağmur yangınlarının alevlendirdiği şaşkınlığımızı
ve yangınlara atmak istediğimiz yanlarımızı
soru işaretleriyle takas ettiğimiz vakitti
büyülerle kuşatılmış
iki kişilik törendi......
ve ben sunaklarına terk ediyordum gizlerimi,
aralanıyordu yüzümü karartan hüzün perdeleri...........
Kendi coğrafyasında kaybolan ütopyalar, kendi akıntısına kapılan akarsular, kendi gölgesinde üşüyen dağlar ve biyografisinin çevirisini yapamayan insanlar ,
incelen mürekkepleri ince gözyaşlarıyla beslenen günceler
zamanın talanını bekleyen,
kendimizi içimize kitleyen bizler....
alışkanlıkları; aşk, hataları; tecrübe diye açıklayan sözlüklerimizi
ağladığımız filmleri, okuduğumuz kitapları ve ortak olduğumuz yaşamları içimize sığdırmaya çalışırken benliğimizi iteleyen bizler
ve evlat edindiğimiz bir çocuk içimizde
çocukluğunu gizler..........
Kelimelerin; sesi, sesin; teni çağırdığı vakitti...
Geceydi.....
Sabaha nöbetçi kılmıştı bizi, dindiremediğimiz güdülerimizin gizlerinde saklanan, o kendini açıklayan ama korkutan, kendimizle bizi yeniden tanıştıran devrik cümleler senfonisi.....
Bir düşte gördüm
Değişecekti bestesi............
“ Artık en sevdiğim insanlarla bile beraber olmaktan mutlu değilim.....hiç kendini kalabalıklar arasında yapayalnız hissettiğin oldu mu?” diye sormuştun konuşmamızın en başında....
ve konuştukça biz, ben giderek kalabalıklaşıyordum çünkü seni de katıyordum içimdeki izdihama....
Yinelendikçe anlamı boşalan eylemler, bir türlü eyleme dönüşemeyen anlamlar med cezirlerinde
salınan yüreklerin, bir zaman sonra sığlığa vurması gibi, en derin uçurumların kıyısında gülebilen yüzlerin de elbet çözümlemeleri olduğunu ikimiz de biliyorduk ve çözülüyorduk birbirimize....
iki ömrü sekiz saate sığdırmaya çalışıyorduk
mutluyduk, telaşlıydık ve biraz da korkuyorduk
çünkü biliyorduk
aynı şiirin dizeleriydik, aynı romanın kahramanları
aynı bulutun yağmurlarıydık, yağıyorduk işte çölleşmiş yanlarımıza
kendi olmanın bedelini ödemeyi sevenlerden ve gülerken ağlayabilenlerdendik
8 saate sığdırabiliyorduk, tarihçilerin 8 çağa sığdıramayacaklarını
çünkü biliyorduk
aynı yerden kanayan iki yaraydık
ince bir kabuk bağlıyorduk.......
Kelimenin sesi, sesin teni çağırdığı vakitti
Bir ayindi....
Aşk değildi, serüven değildi, peki neydi?.... neydi birbirimizi kendimize ayna kılan
kelimeler senfonisi?...
şimdi yokluğunu açıklayabilecek, ciltlenmemiş nota defterlerinin dağınıklığında, hangi notayı çalabilir kalbimdeki telleri çoktandır kopuk keman? Hangi uyağa sığar ki yokluğun?.
Söylesene neydi birbirimize yazdığımız coşkulu kelimeler?...
ret edilmeye hazır, oyunsuz, kimsesiz, bir arka sokak çocuğunun günlüğü mü?
terk edenin sigarasını yakabildiği bir ayrılık mektubu?....
bilmiyorum.....
ama ben de direnirim... kirpiklerim direniyor ya.....
tek kişilik bir senfoni dinliyor şimdi
tek kişilik bir dünya......
Giderek büyüyen bir sızının beslediği ve benliğimizin; parmaklarımıza sızdırdığı kelimelere yüklüyorduk kişiliğimizi. Bir tespih gibi parmaklarımıza dolanıyordu yaşam boyu düştüğümüz pusulardan bizi kurtaracak güdüleri yüklenen kelimeler. Tek kişilik dünyalarımız kelimelerin çekiminde
sürükleniyordu birbirlerine
biliyor musun?.. mutluydum....
kainatan yeni yıldızlar çalmaya hazırlanıyordum.....
Ay ışığının gözlere temasında, gözlerin kirpikleri zorladığı anlarda kim yolunu bulabilir ki zamanın pusulasıyla?.... En köşeye sıkışmış halimizle, beş benzemezle blöf çekerken bize yaşam tarihimizi tekzip etmenin yollarını hangi tarih atlasları tarif edebilir? Ve kaç çağa sığar kanayan yerlerimize alışmamız?... Bizi bekleyen tesadüfleri, çocukluğumuzdan miras edindiğimiz saflığımızı kuşanarak, içeriğimizle örtüşmeyen aitlendirildiğimiz sosyalin ağır çatışmasına direnerek konuk etseydik, neler tekrar yazılırdı biyografimize?...
benim düşündüklerim bunlardı...
ay ışığı temasının güneş ışığıyla takasında
nasıl mutluydum ve bendim
kendimi bırakırken sunaklarında.....
En azından bir gün sonraya erteleyerek kelimelerin sese, sesin tene çağrısını, bir hoşça kal daha ziyan ettik ayrılık koleksiyonumuzdan....ve uyuduk...
Sanki iklimlerce süre gelen uykumuzdan yeni uyanmamış gibi
dağıldık
artık bizi tek başımıza kabullenemeyen yastıklara...
ve yalnızdık
alışamıyorduk bile rüyalara....
Uyandım... yoktun yanımda...
Hiç olmamıştın zaten.. sadece ummuştum.. ve şaşırmıştım sabah mahmurluğunun bile yenemediği
bu tanımsız arzuya.
Kahveyle nikotinin manşetleri eşliğinde, pazar bulmacalarının yalnız çözülme zorluğundan sıyrılıp
bekledim seni....
bir peri arzusuyla tutuşurken gözlerim, nikotin ve alkol kokuyordu daha 3 saat önce içimdekileri sana yetiştirebilmek çabasıyla titreyen parmaklarım..... nabzımı zorlayan saatlerin acısını, şimdi hangi kelimelerime yükleyebilecek kadar acımasız olabilirim ki?...ağır yüküyle batan geminin seyir defteriydi artık tüm yazdıklarımız. O batıktan tek kişi kurtulmuştu ve o ben değildim. Şimdi giderek derine gömülerek, her şeyi hüzünler senfonisine çeviren onca bekleme saatinden sonra oturmuş bunları yazıyorum sana.
Hayatıma bir şekilde girmiş kimseler ya da benim imgelediğim insanlar ve yaşamlar adına yazdığım onca metnin ömrüne bir de bizim sekiz saatimizi ekliyorum. Arka sokak otellerinin duvarlarına yazılan aşklara inandığım kadar sıkı inanıyorum şu an sana yazdıklarıma ama biliyorum, bir şeyler içgüdülerimi öldürüyor içimde
intihar eğilimli duygular bir bir bırakıyorlar kendilerini.
Ve kayboluyorlar umutların derinliğinde.....
yine de iki soruyla bir çağrı çıkartıyorum sana...
“ Mavi kuş ne renktir vurulduğunda? “
“ Kaç damla gözyaşının tuzunu tadabilir bir kadın
yaralı dudaklarında? “
Aramadın...
Yoktun...
hiç var olmuş muydun artık onu da bilmiyorum...
ben sana yazdım; yine gizli özneli ve yüklemi yanlış seçilmiş, imlası umuttan bu metni
şimdi anlatabilirsen kendine
sen anlat...
teğet geçti tek kişilik iki dünya
ve bomboş kaldı kainat..........
gerisi.....bir hoşça kal ıssızlığıdır artık......
(ALINTI)
15/12/2007 · Kategori: Siirler

Kırık bir kalemle yazdım (S)evgimi
Anlattım (S)ayfalara ikimizi, dinledi
Şarkılar paylaştım bize dair
(S)everken ayrılan çekenler anlar diye
Biz miydik o şarkılardaki
Yok(S)a zorladık mı öyle olsun diye
Oysa ki birlikte yaşlanmaya söz vermiştik
Ayrılm(A)aya değil
Bir rüya mı paylaştık seninle
Uyandık ve bitti. Bitti...
Renkli; bir o kadar büyüleyici
SICAK, ama; ayrı(L)ık...
Hiç istemedim ayrılık demek bilmiyorsun!
Kalemimde nem var yine şarkılar yarım
Müjde bitti, her şey bitti, çok seven böyle gider mi? diye
Bu şiiri yazarken ne çok ayrılık şarkısı dinledim bilemessin...
Bilemessin neler çektiğ(İ)mi
Koca bir dağ devirdim yüreğimde
Ama önce yüreğini sevdim, gitmeni değil...
Dön artık geriye, O eski ben değilim! Bana bir şey kalmadı
(H)ani o temiz sayfalara yazdığım AŞKIMIZ görünce mi kirlendi?
Bakınca mı bozuldu büyü
Zaman getirmeseydi seni bana! ... Beni senle götürürken bitmeseydik! ...
Gelmeseydin, gitme(S)eydin, yüreğimi incitmeseydin...
Ne çok zorladım sabrımı, incin(E)n gururumu
Darmadağı(N) alt üst olan hislerim(İ)
Sana sakladığım ”(H)ER ŞEYİMMM! ...”
Bir gündemi bitecekti söz ust(A)lığın? Ge(L)meseydin, bitmeseydi...
Önce yüreğini sevdim...
Sonr(A) ellerini, sonra gözlerini ve (S)onra hayall(E)rimizi...
Şimdi dağılan parçalarımı topluyorum yerlerden
Önce seni se(V)d(İ)m, sonra (Y)üreğini...
Nasıl tutunmuştum k(O)llarına! Yanımdayken öyle uzaktın ki...
Korkuyo(R)dum gözlerine bakmaya! Sibirya soğ(U)ğuyudu
BAHAR güneşinde üşüyordu(M) uzaklığından...
Önce yüreğini sevmiştim! Gitmeni değil.. gelmeseydin bitmeseydik...
İçimin kanayan derin yarası,
Umutlarımın kırık kuş kanadı
Ben mi tutunmuştum tek taraflı sevdalara
SEVDAM...Sen miydin yalan olan? paylaştıklarımız mı?
gelmeseydin, bitmeseydi...
Önce yü(R)eğini sevdim.. Sözlerim yarım kaldı...
Özüm sözüm SEVDİĞİM hayaller yarım kaldı
Gitmeseydin ıslanmazdı topraklar.. Gitmeseydin yarım kalmazdı BAHAR
Yarim...! Öbür yarım, gelmeseydin yarım kalmazdı yarım
SEVDİĞİM...AŞK iki kişilikti.. Tek kişilik değil...!
ŞAİZER UZGUR
15/12/2007 · Kategori: Siirler
Sana gelmemiş miydim
Gözlerimde umutsuzluk damlaları
Ellerimde çaresizlik tohumları
Dudaklarımda suskunluk çatlakları
Ve yüreğimde tek kişilik bir yalnızlıkla
Hatırla!
Asil bir senaryo yazmıştık bu aşka
Ben kusursuz bir oyuncu
Sen sıradan bir seyirci
İşin ilginci
Bu oyundan kaderin bile haberi yoktu
Sadece sen biliyordun
Geceler boyu neden ağladığımı
Ve sadece ben bilmiyordum
Aslında yüreğinde bir yerim olmadığını
Hiç Ağlamadım
Düşünmedim seni senden sonra
Çünkü bu aşktan geriye
Yine kendim yine ben kaldım kırık dökük
Kucağımda adını koyamadığım sancılarımla
Gidemediğim yarınları bekliyorum
Avutmaya çalıştığım geceler yıldız yıldız ağlarken
Bileklerime bir kez daha asiliğimi takıyorum
Kirpiklerimin ucundan düştü maviler yeşiller
Kırmızıyı gözlerimin siyahına
Yağmurları avuçlarıma sakladım
Seni sevdiğimde mevsim beyazdı
Şimdi sarı
Tek farkı
Artık seni sevmiyorum
İki kaşımın arasında ki ölüm kadar yakınken gidişin
Söylesene
Seni tekrar nasıl sevebilirim
Artık çağırma beni ne olur
Ne gelebilirim
Ne de tekrar ölebilirim...!
(alıntı)
11/12/2007 · Kategori: Siirler
Yenildim vazgeçtim beni sevmenden
Kalp kırık, yoruldum gitmelerinden
Sevmedin belki beni çok yürekten
Bil yeter ben üzüldüm sen giderken
Ah ölürmüydün beni biraz daha sevsen
Mevsimsiz solmadım sararmadım mı ben
Tutmadın ellerimden ben düşerken
Kaçmadın mı gitmedin mi sen
Ah olmadım mı yanında sen çok yalnızken
Sarmadım mı seni kimseler sarmazken
İstedin vermedim mi her şeyimi
En derinden sevmedim mi ben
Gitsen de silsen de beni kalbinden
Yer etsen kendine yeni aşklarda
Tek gerçek dönmem ki verdiğim sözden
Tek aşksın hep duracak baş ucumda
